Spor dünyasında bazı alanlar vardır ki kazanmak ya da kaybetmek skorbordda bir sayıya bakılarak net biçimde belirlenir. Basketbolda top çemberden geçtiyse skor yazılır; tartışmaya gerek yoktur.
Ancak dans gibi estetik, yorum ve kişisel beğeni içeren branşlarda durum çok daha karmaşıktır. Tıpkı fotoğraf yarışmaları ya da sanat jürilerinin değerlendirmeleri gibi, sonuçlar her zaman özneldir. Yarışmacılar—hatta 10 yaşındaki küçük dansçılar bile—bu gerçeği bilir. Fakat bilmek, ruhen kaldırmakla aynı şey değildir.
Öznelliğin Bilimsel Boyutu: Beynin Yorum Mekanizması
Algı bilimi bize gösteriyor ki insan beyni gördüğünü olduğu gibi kaydetmez; geçmiş deneyimlerle, kültürel kodlarla ve kişisel beğenilerle yorumlar.
Nörobilimci Lisa Feldman Barrett’in çalışmalarına göre, aynı performansı izleyen iki kişi, duygusal tahmin sistemlerinin farklı çalışması nedeniyle bambaşka hislere kapılabilir. Bu, sanat ve estetik değerlendirmenin neden evrensel bir “doğru”ya sahip olmadığını açıklar.
Dans jürilerinin yaptığı değerlendirme de tam olarak bu sistemin sonucudur: Teknik puanlar kısmen ölçülebilir olsa da artistik puanlar öznel bir zihinsel süzgeçten geçer.
Çocuk Sporcular ve Kırılgan Başarı Algısı
Gelişim psikolojisi, özellikle 7–12 yaş arası çocuklarda başarı ve adalet duygusunun çok keskin olduğunu gösterir. Kohlberg’in ahlak gelişimi teorisine göre çocuklar bu dönemde kurallara sıkı sıkıya bağlıdır ve haksızlık yaşadıklarında sarsıcı duygular hissederler.
Dolayısıyla bir dans yarışmasında:
- Performansını en iyi şekilde yaptığını düşünür,
- Jüri puanının bunu yansıtmadığını görünce,
- “Hakkım yendi” duygusuyla tanışır.
Bu duygu yetişkinler için bile zor taşınırken, bir çocuk için psikolojik bir mikro travma yaratabilir: Küskünlük, özgüven kaybı, sahneye çıkma isteğinde azalma…
Ancak şaşırtıcı olan şudur: En büyük yıkım çoğu zaman çocukta değil, ebeveynde yaşanır.
Ebeveyn Psikolojisi: Yansıtma ve Aşırı Koruma Döngüsü
Modern ebeveynlik araştırmaları, anne babaların çocuklarının başarılarını kendi benlik değerleriyle birleştirme eğiliminde olduğunu gösteriyor. Buna psikolojide yansıtma (projection) ve aşırı özdeşleşme (enmeshment) denir.
Yani aslında haksızlık çocuğa yapılsa da:
Acıyı en yoğun hisseden çoğu zaman ebeveyn olur.
Beyin, “çocuğum acı çekiyor” sinyalini, “ben acı çekiyorum” şeklinde yorumlar. Bu da mantıklı davranmayı zorlaştırır. Dansçıya moral vermesi gereken yetişkin, farkında olmadan çöküşün kaynağına dönüşebilir:
- “Bu jüri seni anlamıyor!”
- “Bu yarışmalar torpil dolu!”
- “Haksızlık bu, bırak bu işi!”
Bu cümleler iyi niyetli başlasa da çocuğa iki tehlikeli mesaj verir:
- “Sen yeterince iyi değilsin.”
- “Dünya adaletsiz ve sen bunu kaldıramazsın.”
Oysa spor psikolojisinin altını çizdiği şey tam tersidir: Çocuk, haksızlığı ebeveynin verdiği tepkiden öğrenir.
Çocuğu Korumak Değil, Dayanıklılık Kazandırmak
Dayanıklılık (resilience), bugün eğitim bilimlerinin en çok önemsediği becerilerden biridir. Araştırmalar, çocukların psikolojik sağlamlığının üç şeyle geliştiğini söylüyor:
- Gerçekçi geri bildirim
- Duygusal düzenleme becerisi
- Model olan ebeveyn tutumu
Yani yarışma sonucunu değiştiremeyiz; fakat çocuğun bu süreci nasıl deneyimleyeceğini şekillendirebiliriz. Örneğin:
- “Evet, sonuç beklediğimiz gibi olmadı ama performansın gelişiyor.”
- “Haksızlık hissetmen çok normal, birlikte konuşabiliriz.”
- “Bu tip yarışmalar yorum içerir, bir sonraki için ne geliştirebiliriz bakalım?”
Bu cümleler çocuğa güç verir, başarısızlık değil büyüme alanı görmeyi öğretir.
Sanatın Öğrettiği En Büyük Ders
Dans yarışmaları sadece madalya kazanma alanı değildir; aynı zamanda çocukların:
- kendilerini ifade etmeyi,
- duygularını yönetmeyi,
- eleştiriye açık olmayı,
- adaletsizlikle baş etmeyi,
- yeniden denemeyi
öğrendikleri bir laboratuvardır.
Bu laboratuvarın en güçlü öğretmeni ise ne jüri, ne koç, ne koreograf…
Her adımda yanında olan ebeveyndir.
Son Söz: Yıkım mı, Yüksekten Uçmak mı?
Ebeveyn çocuğuna baktığında iki seçenek arasında seçim yapar:
- Haksızlığın altında ezilmek,
- Ya da o haksızlığı gelişime dönüştürecek dayanıklılığı birlikte inşa etmek.
Dans pistindeki en büyük başarı, bazen birincilik kupası değildir.
Bazen gözyaşının içinden yeniden ayağa kalkabilmektir.
Ve çocuk bunu ancak yanında dimdik duran, sakin, destekleyici bir yetişkinle başarır.
Birde biz antrenörleri var…
Arman Esen
